HABER

Şubat 17, 2009

PDF
BİR İLK: VEDA HUTBESİ PADİŞAH FERMANI BİÇİMİNDE YAZILDI PDF

 

Veda Hutbesi hat sanatının günümüzdeki en önemli temsilcilerinden Hasan Çelebi tarafından ilk defa divani yazı ve padişah fermanı formatında kaleme alındı.

Divani hat Osmanlı döneminde sadece Divan-ı Hümayun’da kullanılan özel bir yazı stili olup, önemli devlet belgeleri ve padişah fermanları divani  hat ile kaleme alınırdı. Bu özelliği dolayısıyla divani hat Osmanlı Devleti’nin simgesi olarak görülmekte.

 Veda Hutbesi hat sanatının günümüzdeki en önemli temsilcilerinden Hasan Çelebi tarafından ilk defa divani yazı ve padişah fermanı formatında kaleme alındı.

Divani hat Osmanlı döneminde sadece Divan-ı Hümayun’da kullanılan özel bir yazı stili olup, önemli devlet belgeleri ve padişah fermanları divani  hat ile kaleme alınırdı. Bu özelliği dolayısıyla divani hat Osmanlı Devleti’nin simgesi olarak görülmekte.

Hasan Çelebi’nin Veda Hutbesi üzerinde yaptığı bu çalışma tarihte bir ilk olarak karşımıza çıktığı gibi aynı zamanda sanatın sembolik dili kullanılarak  derin çağrışımlar uyandırıyor.

Veda Hutbesi Hz. Peygamber’in müminlere bir mirası olmasının yanında muhtevası itibariyle de ilk evrensel ahlak ve insan hakları beyannamesi niteliği taşımaktadır. Osmanlı tarihi ise kuşkusuz Hz. Peygamber’in kendisine tabi olanlara öğütlediği evrensel ahlaki kaidelerin pratik tecrübeleri ile bezeli… Bu iki hususun yanına bir de hat sanatının sadece güzel yazmaktan ibaret olmadığı, yazının şekli ile muhtevası arasındaki ilişki esas alınarak kurulan soyut bir dile sahip olduğu göz önünde bulundurulursa Hasan Çelebi’nin çalışması daha bir anlamlı olmakta.

Hasan Çelebi’nin hattı, sanatın soyut dilini kullanarak âdeta insalık tarihinin Osmanlı tecrübesinin ilhamına götürüyor bizleri. Harfler sadece Hz. Peygamber’in öğütlerinin yazıya geçirilmesi için kullanılan birer gösterge olmaktan çıkıyor, onların tarihi pratiklerinin resmini kuran simgeler haline geliyor. 

Haber

Şubat 17, 2009

Tasavvuf müziği alanındaki çalışmalarıyla tanınan Hasan Ergüçlü, hazırladığı Esma-i Nebi (Peygamber Efendimizin İsimleri) albümü ile Hz. Muhammed’in bilinmeyen isimlerini seslendirdi.

Hz. Peygamber’in, Seyyid Süleyman El-Cezuri’nin “Delail-i Hayrat” isimli eserindeki 60 ismi bestelendi. Ahmet, Mahmut, Mehmet, Muhammed ve Mustafa’dan başka pek fazla ismini bilmediğimiz Peygamberimiz’in isimlerinin zikredildiği albüm, Türkiye’de de bir ilk olma özelliği taşıyor. Allah’ın güzel isimlerinin söylendiği Esma-i Hüsna albümleri geçtiğimiz senelerde yapılmış, çok beğenilmiş ve özellikle Ramazan ayında dillerden düşmemişti.

Hasan Ergüçlü, albümü hazırlama düşüncesini şu sözlerle anlatıyor: “Uzun yıllardır Peygamber Efendimiz’in isimlerinden oluşan bu albümü çıkarmayı düşünüyordum. Delail-i Hayrat kitabında onun isimlerini okuyorduk. Ama cesaret edip de isimlerini seslendirmeye cesaret edemedim. Danimarka’daki karikatür olayının ardından albümü yapmaya karar verdim.” Toplumun hemen her kesiminin olaya tepki gösterdiğini ve kendisinin buna seyirci kalmak istemediğini belirten Ergüçlü, “İnsanlar gül dağıttı, sanal kampanya başlattılar. Biz de bize düşen ne diye düşündük; bu projeyi yapmaya karar verdik.” sözleriyle albümün ortaya çıkış serüvenini özetliyor. Türkiye’de bir ilk olan çalışmanın kendisine nasip oluşunu Allah’ın bir lütfu olarak değerlendiren Ergüçlü, “Esma-i Hüsna kaseti birçok arkadaşımız tarafından yapıldı. Ama Esma-i Nebi Türkiye’de ilk defa oluyor. Rabb’imize ne kadar şükretsek azdır.” diyor.

Albümün müzik yönetmenliğini de ünlü bestekar Özer Şenay yapmış. 62 yaşındaki bestekar; Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur gibi pek çok ünlü sanatçıya besteleriyle ve sanat yönetmenliğiyle destek olmuş bir isim. Özer Şenay, hep bir ilahi albümü yapmak istediğini, bunu Hasan Ergüçlü ile tanıştıktan sonra gerçekleştirebildiğini söylüyor. İkili, albüm için 6 ay boyunca neredeyse geceli-gündüzlü çalışmış. Albümün kapağında bulunan gül resminin aynı zamanda kokmasını istemişler, fakat bunu sağlayan materyaller yurtdışından geç geleceği için vazgeçmişler.

Hasan Ergüçlü, okumaktan ziyade dinlenenin daha çok akılda kaldığı inancında. Öyle ki, çocuklarının albümdeki 60 isimden 30′a yakınını bir ay içinde ezberlediklerini söylüyor. Bu isimlerin melodik olarak hafızalarda daha fazla kaldığına inanan Güçlü, “Benim çocuklarım bu isimleri melodi halinde ezberlediler. Bunlar insanı mutlu ediyor. O kitabı okumadan önce biz de bu isimleri bilmiyorduk. İşte bu vesileyle insanlar Peygamberimizin isimlerinden 1-2 tanesini öğreniyorlar. Bu da beni mutlu ediyor.” şeklinde konuşuyor. Ergüçlü’nün hedefi ise Delail-i Hayrat’ta yer alan tüm isimleri seslendirebilmek. Bu amaçla yakında albümün ikincisi için çalışmalara başlamayı düşünüyor.

 

 

Hattat Hüseyin Kutlu’nun saksıda yetiştirdiği 63 tane canlı gül fidanı da Gül Sergisi’nde sergilenecek eserlerin arasında. Hüseyin Kutlu, “Efendimiz’in her mübarek yaşına bir gül takdim etmek istedik:” diyor. Sergide sergilenecek eserlerin sayısı ise 92. Bunun sebebi de, “Muhammed” kelimesinin ebced hesabındaki karşılığının 92’ olması.

14 Nisan 2001 tarihinde Hüseyin Kutlu ve öğrencileri, Kocamustafapaşa’da, Lale Devri’nin mimari eserlerinden biri olan Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nin bahçesinde, canlı lale çiçeklerinin de bulunduğu “Lalezâr” adlı bir sergi düzenlemişlerdi. Hüseyin Kutlu lalenin geleneksel edebiyat ve sanatlarımızda “İsm–i Celal”i yani Allah’ı temsil ettiğini söylüyor ve “Lâle ile başladık, çünkü o tevhidi, İsm–i Celal’i ifade ediyordu. Bu yıl da Peygamberimiz’i temsil eden gül ile devam ediyoruz. Birincisi vahdeti temsil ediyordu, ikincisi nübüvveti.” diyor.

Ebced hesabında da bi durum var lale ile Allah lafzının değeri ikisi de 66 ya tekabül ediyor bu nedenle de lale yi Cenabı hakkın simgesi olarak saymışız. bazı yörelerimizde işi 66 ya bağlamak deyimi hala kullanılır. Biz millet olarak hilal’i islamın simgesi haç’a karşı bizim simgemiz olarak görmüşüzdür. Hilal kelime olarak ta 66 ediyor ebcedde. Yani hilal lale ve Cenabı Hakk’ın en muazzam ismi olan Allah aynı sayı değerinde.